Sinemada Müziğin Gereksinimi

Sinemanın müziğe neden gereksinim duyduğuna yönelik söylemler arasında birçok araştırmacının ilk başlarda en büyük nedenin gösterim aletinin (projeksiyonun) rahatsız edici sesini örtmek olduğunu ileri sürmesi gelir. Gösterim aletleri o dönemler salonun içinde duruyordu ve çıkardıkları sesler oldukça yüksektir. Bir başka yorumsa “müzikodramatik” bakımdan yapılmıştır. Konuralp’e göre, çağın müzikodramatik kolu olan opera, bir bakıma eklektik11 bir sanat türü olarak içinde müzik, bale, edebiyat, resim, dekor, kostüm, oyunculuk, yönetmenlik unsurlarını barındırır. Sinema da bu sebeple müzikodramatik tür olma potansiyeli taşımaktadır. Bir başka neden de sessizliği aşma ihtiyacıdır. Gösterim aletinin ve seyircinin gürültüsünün dışında filmlerde sessizlik hâkimdir ve bundan dolayı seyircinin konuyu algılaması güçleşir. Çevresini duyularıyla algılayan insanda özellikle görme ve işitmenin birbiriyle ortak biçimde faaliyette olduğunu söyleyen Konuralp’a göre “müzik, burada devreye girer. Gürültüler gibi müzik de dinleyicinin genel algılama yeteneğine hitap eder”. Farklı iki açıklama daha vardır ve ilkine göre sinemayla yeni karşılaşan halkın 10-15 dakika boyunca 12 karanlıkta oturup sessizce perdeye bakmaktan sıkılmaları gösterilebilir. Seyircinin bir şeyle, müzikle meşgul edilmesi gerekmektedir. İkinci açıklama ise fonograf, sinematograf gibi yeni icatlara o dönemler salt teşhir (gösterme sergileme, herkese duyurma) etme aracı olarak bakılması ve bu tarz teşhirlerin kafelerde veya müzikhollerde olmasıdır. Bu bakımdan düşünüldüğünde, sinemanın sunulduğu ortamlar müzikle ilgili yerler olarak zaten müzikle iç içedir (Konuralp, 2004: 19-21).

Görüntü ve müzik arasındaki çoklu (intermodal) ilişkilerden hareket eden Johnny Wingstedt, ekran aracılığıyla iletişimin getirdiği yeni koşulların, iletişimin yalnızca görsel modlarıyla sınırlı olmadığını belirtmektedir. “Günümüzde ekran genellikle ses içeriyor. Anlamlandırırken ya da anlamlandırmaya çalışırken görüntünün yanı sıra konuşulan dil, ses efektleri ve müzik gibi işitsel modların (multi-modal) çapraşık etkileşiminden etkileniyoruz” diyen Wingstedt, her modun ayrı ayrı anlam taşıdığını ancak anlamın, bunların çok modlu etkileşiminden ortaya çıktığını vurgular. Walter Murch’un ifadeleriyle “Dışarıdan nasıl görünürse görünsün, bir filmde ayrı ayrı görüp işitmeyiz, filmi işiterek görürüz” diyen yazar, Gorbman’ın tarifiyle devam eder:
Müzik, izleyicinin görüşünü/hayal gücünü bizzat kelime anlamında ve mecazi anlamda yönlendirir. Başka deyişle işittiklerimiz, gördüğümüzü sandığımız şeyi büyük ölçüde belirler (Wingstedt, 2004. s,1).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir