Kültürel Temsiller O larak Sinema ve M üzik

Kültür ve temsil konusu 1950’lerden bu yana iletişim çalışmalarının ve akademilerin ilgi odağı konumundadır. Anaakım içerisinde sanatın kültürü ne derece temsil ettiği ya da edememesi gibi konular tartışmalar arasındadır. Gordon Marshall’a göre temsil, imge ve metinlerin temsil ettikleri gerçek kaynakları doğrudan yansıtmalarından ziyade onları yeniden kurmalarını anlatan bir terimdir ve „anlamın kurulmasının’ bir yönüne işaret eder. Tüm medya imgeleri birileri tarafından üretilmiş şekilde genelde sanki gerçekliğin bir parçasıymış gibi sunulur. İzleyicilerin bu imgelerin taşıdığı anlamları ve anlamı nasıl kurduklarını sorgulama noktasına pek gelemedikleri için de, imgesel temsiller gerçek olarak kabul edilen mite benzer şeyler haline gelir (1999. s,725- 726). Anlam alanı, doğrudan zihinle ilgilidir diyen Yıldırım ve Koç, tıpkı dil ve harfler arasındaki ilişkide (anoloji) olduğu gibi; ses tek başına anlamlı değildir, anlam sesin duyulduğu, algılandığı ve uyardığında (kültürel olarak) başlar açıklamasını yapar (2008: 49).

Sinema ve imge ilişkisinden hareket edildiğinde, kültür içinde bellek ve bilincin oluşumunda mitoloji önemli konumdadır. İnsan dünyayı anlama ve bilgiyi aktarma mücadelesinde mitsel öykülere büyük yer vermiştir. Mitler, kolektiviteler için gerçek yaşamda çözümlenemeyen çelişki ve eşitsizlikleri semboller dünyasında çözüme kavuşturur. Öykülemelerde iyi-kötü, doğa-insan vb. karşıtlıklardan biri seçilerek anlam, seçilen kategori içinde „şeylerin’ ne olmadığı üzerinden kurgusal bir belirlenimle oluşturulmaktadır. Dolayısıyla mitler bazı toplumsal çelişkilerin ve eşitsizliklerin üzerini örterek „sanal’ rahatlamalar ve geçici boşalmalar sağlayan bir işlevi yerine getirmektedir (Özarslan, 2006: 55). Bu noktada „unutma’ kavramı karşımıza çıkmaktadır ki bilincin ve belleğin biçimlendirilmesinde sıkça kullanılan bir kavramdır. Unutmaya yönelik kültür endüstrileri, bir haz ekonomisi üzerine kurulu olarak aynen mitlerde olduğu gibi, sanal bir rahatlamayı amaçlar ve iktidarlar bunu mevcut toplumsal sorunlar karşısında herhangi bir alternatifin var olduğu fikrini uzaklaştırmaya yönelik kullanır. Adorno, eğlenmenin her zaman bir şey düşünmemek ve gösterildiği yerde bile acıyı unutmak demek olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla haz, Adorno için direnmeye yönelik düşünceden kaçmaktır ve eğlencenin vaat ettiği sahte özgürleşme, toplumsal sorunları çözmek yerine onlardan kurtulmak isteyen bir kitle yaratır (Adorno, 2011. sy, 21.)

Aynı şekilde müzik üzerinden örnekleyecek olursak, Yıldırım ve Koç da günümüzde endüstriyel müziğin her yerde, paketlenmiş olarak satışa ve yayılmaya hazır şekilde ideolojik aygıt işlevi gördüğünü belirtir. Renkli yaşamların halka ütopik biçimde yansıtılması sonucu, yaşamlarının değişebileceğini düşünen insanlar kendi yarattıkları dünyalara (fantazyalarına) dalıyor ve gerçeklikle bağlarını kopartıyor. Böylece edimlerine haz ilkesi yön veriyor. Fakat burada renkli yaşamların mutluluk ahlakı, bir başkasının mutsuzluğu ve sefaleti üzerinden gerçekleşiyor ve bunu gerektiriyor. Müziğin bu fonksiyonundan hareket eden Yıldırım ve Koç, “müzik toplumsal yanlış bilincin kaynağı olarak ideolojik bir işlev yükleniyor” demektedir (2008: 82). Bu sayede kültür „endüstrileri’ beğeni kültürüne (popüler) eklemlenmiş şekilde kitleleri uyutmaya ve sakinleştirmeye dönük bir haz politikası sergileyerek unutmayı sağlayabilmektedir.

Sinema ve imge hareketine dönülecek olursa, bu bakımdan bilinçdışı birimler olan rüya ve düşlerin de günümüzün mitolojileri olduğunu söyleyen Özarslan, “benzer şekilde sinemanın da düş üreten bir imgeler ve simgeler dünyası olduğu düşünülürse sinemanın da eski dönemdeki mitolojiler gibi işlevler barındırdığı ileri sürülmektedir ve böylece sinema günümüz insanının kendinden kurtulmasına eşlik eden mitolojik bir üretimdir” açıklamasını yapar. Anaakım sinemada seyircinin kahraman karakterlerle özdeşleşmesinin altında yatan neden sadece psikolojik olmayıp, aynı zamanda da kolektif bilinç oluşumunda önemli rolleri olan mitler, ritüeller ve ideolojidir. Bu nedenle de, ilerici, muhalif düşünürler ve sinemacılar egemen ideolojiyle mücadele edebilmek için farklı, yeni bir mitoloji yaratılması gerektiğine inanır (Özarslan, 2006: 55) „İmgeleri’, gösterilen şeyler değil bunların „temsilleri’ olarak tarif eden Richard Leppert’e göre ise, bir „temsil sistemi’ olan imgeler, “bize asıl dünyayı değil, dünyalardan bir dünya gösterir” diyerek temsil’i, bir „yeniden sunum’ olarak değerlendirir:

İmgelerin temsil ettikleri şeyler, sadece hayal gücü, kuruntu, arzu, rüya ya da fantezi dünyasında var olabilir. Fakat dünyaya bir şekilde dahil olan bir nesne olarak vardır her imge. İster fotoğraf, ister film ya da video, isterse de resim olsun, imgelere baktığımızda gördüğümüz şey insan bilincinin ürünüdür”. İnsan bilincinin ise kültür ve tarihin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyleyen Leppert, dolayısıyla imgelerin, kültür içerisinde belli bir işlev görmesi için inşa edilen şeyler olduğunu ifade etmektedir (2009. s, 16-19).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir